5 Mart 2009 Perşembe

Galatasaray


Küçükken elime bir top veriyolar oynıyım oyalanıyım diye futbolla tanışıyorum. ama küçüğüm topa yön veremiyorum istediğim yere gitmiyor top. biblo vazo kırmaktan başka bişey yapamıyorum. bir gün herkes oturmuş televizyonda maç seyrediyor evde ben ne takım biliyorum ne renkleri, parmağımla ekrana dokunup bu ne renk diyorum "sarı kırmızı oğlum" diyor babam. ve galatasarayla tanışıyorum. insanın ilk öğrendiği renkler sarı kırmızı olunca takım tutmak için başka sebeplere ihtiyaç duymuyor. yanlışlıkla rakip takımdan birini sorsaydım başka takımı mı tutuyo olucaktım bilmiyorum. sanırım gene galatasaraylı olurdum. ilk maçıma 9 yaşımda gidiyorum dayım götürüyor. omuzlarında izliyorum maçı boyum kısa bişey göremiyorum. ilk şampiyonluğumuzu 10 yaşımda kutluyorum. 11 yaşımda ilk avrupa kupamızı kazanıyoruz. ilk kez galatasaray için 17 yaşımda ağlıyorum fenerbahçenin son hafta denizliye yenilip şampiyonluğu bize kaybettiği gün. ilk yazımıda 19 umda şimdi yazıyorum.

galatasaray ı seviyorum çünkü bana trip yapmıyor kavga etmiyor tartışmıyo soru sormuyor arada bir üzüyor kızdırıyor belki ama yaşattığı sevinçlerin yanında lafı edilmez. bazen kıskanıyorum. arkadaşların yanında gazete açınca gene sevgilimden bahsetmişler diyorum göğüsüm kabarıyor. birde ruhumuz var galatasaray ruhu, kimseye anlatamadığımız anlatılamayan ruh. anlatılmaz yaşanır.

tanımlamak gerekirse galatasaray'ı. galatasaray eğer bir kelime olsa aşk, bir karakter olsa asil, bir ışık olsa güneş, bir organ olsa kalp, bir yazı olsa kitap, bir lider olsa kral olurdu.
iyiki varsın cimbomum.

bu arada kücükken elime top degilde oynıyım diye kalem kagıt verselerdi belkide resime filan ilgi duyardım veya lego verselerdi inşaat mühendisi olabilirdim ne alaka demeyin legodan benzin istasyonu yapabilen inşaat mühendiside olur sdafasf

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder